Yazar "Bülbül Şen, Bilge" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 7 / 7
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Ailesel hiperkolesterolemi ile birlikte diffüz asendan aorta ve sol ana koroner arter tutulumu : Olgu Sunumu(2013) Büyükkaya, Eyüp; Karakaş, Esra; Bülbül Şen, Bilge; Karakaş, Mehmet FatihAilesel hiperkolesterolemi (AH) ailesel geçiş gösteren, LDLkolesterol metabolizmasındaki bozukluk sonucu plazma LDL düzeyinde artışa neden olan genetik bir hastalıktır. Yüksek serum lipid düzeyi ve LDL-kolesterolün dolaşımdan temizlenememesi nedeniyle hızlı ateroskleroz gelişimi vardır. Bu da erken yaşta koroner arter hastalığı ve aterosklerotik aort oluşumuna neden olur. Aort kökündeki ateromatöz değişiklikler koroner osteal lezyonlara ve aort iç duvarında düzensizliklere yol açmaktadır. Biz de koroner osteal lezyonla birlikte asendan aorta da yaygın tutulumu olan AH'li bir vakayı sunuyoruz.Öğe Büllöz pemfigoidli hastalarda 3 yıllık gözlem : 29 olgu(2013) Ekiz, Özlem; Bülbül Şen, Bilge; Rifaioğlu, Emine Nur; Şen, Tuğba; Doğramacı, Asena ÇiğdemAmaç: Büllöz pemfigoid (BP) kronik, otoimmun subepidemal büllöz bir hastalıktır. Çalışmamızdaki amaç, son 3 yılda kliniğimizde BP tanısı konulan olguların klinik ve epidemiyolojik özelliklerini belirlemek ve sonuçlarımızı ülkemizdeki ve dünyanın diğer yerlerindeki sonuçlarla karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2009 ve Ocak 2013 tarihleri arasında Dermatoloji polikliniğimize başvuran, klinik ve histopatolojik olarak BP tanısı alan hastaların dosyaları retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların yaş, cinsiyet, oral mukoza tutulumu, kaşıntının varlığı, hastalık süresi, tetikleyici faktör bulunup bulunmaması, deri lezyonlarının özellikleri, biyopsi örneklerinin direk immünofloresan (DIF) inceleme sonuçları, tedavide kullanılan ilaçlar, nüks ve eksitus oranları ve saptanabilen ölüm nedenleri gibi klinik ve demografik verileri kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 29 hastanın %48,3'ü kadın, %51,7'i erkekti. Yaş ortalamaları 70,17 yıl iken, ortalama hastalık suresi 15,41 aydı. Oral mukoza tutulumu beş, kaşıntı 24 olguda saptandı. Tetikleyici faktör olarak üç olguda ilaç, bir olguda da malinite belirlendi. DIF inceleme sonuçlarında dermoepidermal bileşkede lineer IgG ve C3 depolanması 12 olguda, C3 depolanması 10 olguda mevcuttu. Hastalara başlangıç tedavisi olarak 11 hastaya topikal kortikosteroid, altı hastaya tetrasiklin and nikotinamid kom-binasyonu, 10 hastaya sistemik kortikosteroid tedavisi verildi. Yedi hastada verilen ilk tedaviden sonra bir yıl içinde nüks meydana geldi. Hastane içi mortalite iki hastada görüldü. Sonuç: Çalışmamızda son 3 yılda kliniğimizde BP tanısı konulan hastalarının klinik ve epidemiyolojik verileri sunulmuştur. İlimiz farklı etnik gruplardan oluşan heterojen bir popülasyon olduğu için, çalışmamızın ülkemizdeki BP ile ilgili epidemiyolojik verilerin oluşturulmasında katkıda bulunacağına inanıyoruz. Ancak bu konuda yapılmış prospektif, daha uzun süreli ve çok merkezli çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. (Türkderm 2013; 47: 205-8)Öğe Kontakt dermatitli olgularda topikal ilaçlara bağlı kontakt duyarlılığın değerlendirilmesi(2013) Bülbül Şen, Bilge; Akyol, Aynur; Boyvat, AyşeAmaç: Topikal ilaçlar kontakt allerjenler arasında önemli bir gruptur. Çalışmamızda, kontakt dermatitli olgularda topikal ilaçlara bağlı kontakt duyarlılığın değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: 2003 ve 2008 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı’nda topikal ilaç kullanımına bağlı kontakt dermatit geliştiğinden şüphelenilen 129 hasta çalışmaya alındı. Çalışmada Avrupa standart yama testi serisi ve Medikament yama testi serisi ve hastaların kullanmış olduğu topikal ilaçlarla yapılan test sonuçları değerlendirmeye alındı. Test sonuçlarının klinik tablo ile uyumluluğu değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 129 hastanın 80’inde (%62,0) bir veya birden fazla allerjene karşı pozitiflik saptandı. Pozitiflik saptanan 80 hastanın 61’inde (61/129, %47,3) medikament pozitifliği olduğu görüldü. Klinik olarak anlamlı medikament duyarlılık sıklığı %37,9 (49/129) olarak saptandı. Nitrofurazon (%18,6) en sık allerjen olarak saptandı. Sonuç: Çalışmamızda topikal olarak uygulanan ilaçlara karşı allerjik kontakt dermatit gelişiminin sık görüldüğü saptanmıştır. Bu nedenle kontakt dermatit şüphesi ile değerlendirilen hastalarda topikal ilaçlara bağlı kontakt duyarlılık ihtimali akılda tutulmalı ve gerekli durumlarda sorumlu antijenin saptanması amacıyla yama testleri ile ileri araştırmalar yapılmalıdır.Öğe Kontakt dermatitli olgularda yama testi sonuçlarının değerlendirilmesi(2015) Bülbül Şen, Bilge; Rifaioğlu, Emine Nur; Ekiz, Özlem; Şen, Tuğba; Doğramacı, Asena ÇiğdemÖZET Amaç: Allerjik kontakt dermatit (AKD), deriye temas eden maddelere karşı gelişen bir aşırı duyar- lılık reaksiyonudur. AKD’ye neden olan allerjenlerin saptanması için yama testleri kullanılmaktadır. AKD’ye en sık neden olan maddeler coğrafik bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Bu çalış- mada, kliniğimizde AKD ön tanısı ile yama testi yapılan hastalarda en sık rastlanan allerjenlerin saptanması ve elde edilen verilerin literatür ile karşılaştırması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamıza Ocak 2010 ile Haziran 2013 tarihleri arasında kliniğimizde AKD tanısı konularak avrupa standart serisi ile yama testi uygulanan 148 hasta alındı. Hastaların yaş, cinsiyet, hastalık süresi, meslek, atopi varlığı, lezyon lokalizasyon bilgileri ve yama testi sonuçları retrospektif olarak kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 89’u kadın, 59’u erkek, toplam 148 hasta alındı. Hastaların yaş ortala- ması 35,3±14,8 idi. Yama testi yapılan 148 hastanın 45’inde (%30,4) test yapılan allerjenlerden bir veya birden fazlasına karşı pozitif reaksiyon görüldü. En sık pozitif reaksiyon saptanan allerjenler sırasıyla nikel sülfat (%11,5), potasyum dikromat (%6,1), kobalt klorid (%4,7), paraben karışımı (%4,1), tiuram karışımı (%2,7), neomisin sülfat (%2,7) ve koku karışımı (%2,7) idi. Sonuç: Çalışmamızın ülkemizde en sık duyarlılığa neden olan kontakt allerjenlerin belirlenmesine katkıda bulunacağını düşünmekteyiz.Öğe Lectin-like oxidized low density lipoprotein receptor 1(LOX-1) levels and endothelial dysfunction in patients with primary essential hyperhidrosis(2013) Rifaioglu, Emine Nur; Erfan,Gamze; Doğruk Kaçar, Seval; Güzel, Savaş; Alpsoy, Şeref; Kulaç, Mustafa; Karaca, Şemsettin; Bülbül Şen, Bilge; Ekiz, Özlem; Şen, NihatAmaç: Primer esansiyel hiperhidroz avuç içi ayak tabanı ve aksiler bölgenin aşırı terlemesi ile karakterize bir hastalıktır. Etyolojisi henüz açıklığa kavuşmamış olmakla beraber otonom sinir sisteminin artmış aktivitesinin rolü tartışılmaktadır. Biz bu çalışmada primer esansiyel hiperhidroz hastalarında akım aracılı dilatasyon ve lektin benzeri okside düşük dansiteli lipoprotein reseptör 1 düzeylerini inceleyerek endotelyal disfonfonksiyonun varlığını araş- tırmayı amaçladık. Yöntemler: Tanısı nişasta iyot testi ile konmuş otuzüç primer esansiyel hiperhidroz hastası ile 19 yaş ve cinsiyet uyumlu kontrol bu çalışmaya dahil edildi. Akım aracılı dilatasyon ultrasonografik olarak brakiyel arterden ölçüldü. Serum LOX-1 seviyeleri Enzim-Bağlı İmmun Sorbent Testi (ELISA) ile ölçüldü. Bulgular: Brakiyel arter akım aracılı dilatasyon çapları ve post nitrat dilatasyon çapları hasta ve kontrol grubu için istatistiksel olarak farklı değildi. LOX-1 değerleri açısından karşılaştırıldığında da hasta ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak fark yoktu. Sonuç: Primer esansiyel hiperhidrozda aşırı terleme erkin bezlerin normal sempatik aktiviteye verdiği aşırı bir periferik yanıt mı yoksa kardiyovasküler etkileri nitrik oksit ile maskelenmiş sistemik sempatik bir hiperaktivite mi olduğunu anlamak için daha geniş çalışmalara ihtiyaç vardır.Öğe Nail changes in patients with inflammatory bowel diseases(2016) Ekiz, Özlem; Çelik, Ebru; Balta, İlknur; Bülbül Şen, Bilge; Rifaioğlu, Emine Nur; Demir, Mehmet; Ekiz, Fuat; Başar, Ömer; Yüksel, OsmanBackground/aim: Inflammatory bowel disease (IBD) is a group of inflammatory conditions of the colon and small intestine. To our knowledge, no studies to date pertain to the profile of nail changes in IBD, except for onychomycosis. We aimed to study the frequency and pattern of nail changes among patients with IBD and evaluate their potential relationships with several parameters in IBD. Materials and methods: The study included 73 patients with IBD and 51 healthy control subjects. Nails of both groups were examined for changes with regard to color, striations, texture, curvature of nail plates, dystrophy of nail plates, and pigmentation. Mycological examinations were performed when onychomycosis was suspected. Results: Nail changes were statistically higher in patients with IBD than in the control group (P = 0.001). The presence of onychomycosis was significantly more common in patients with IBD (P = 0.041). Subungual hyperkeratosis and brownish discoloration of the nail were the most common findings in patients with IBD. Conclusion: Our study is the first report showing all nail changes in IBD. Further studies with more subjects are needed to reveal more detailed information about nail changes in IBD.Öğe Oral Pigmentation(2012) Bülbül Şen, Bilge; Boyvat, AyşeThe level of public awareness about the pigmented skin lesions are rising day by day. Therefore the number of patients presenting to dermatologists for new or changing pigmented lesions is also increasing. However, oral pigmented lesions are often neglected and sometimes can be overlooked for the less known to the diagnosis and treatment approaches. Different classifications are used for discoloration of the oral region. The classification can be made endogenous and exogenous or local and systemic causes according to the source of the pigmentation, or localized and generalized causes according to the distribution of the pigmentation. Oral pigmented lesions may occur as a result of the increasing number of melanocytes, melanin or other endogenous pigments deposition, or exogenous materials storage. Discoloration of the oral region may occur for several reasons, ranging from physiologic pigmentation to life threatening malignant melanoma. In addition, oral pigmented lesions may be an important clue to underlying systemic disease such as endocrinological diseases and pigmentation syndromes. Oral pigmentation may also develop due to drugs and smoking. When evaluating a patient with oral pigmentation, a full medical history including the evolution of the pigmentary changes, drug ingestion and family history should be taken and dermatologic and systemic examinations and, in some cases, laboratory investigations and biopsy should be performed. Consequently oral pigmentations can be caused by clinically insignificant, and sometimes can lead to very serious problems. Therefore, the dermatologists should be informed and aware about it all the time. In this article, the differential diagnosis, clinical, etiology, and histopathological features of oral pigmentation have been reviewed. Copyright © 2013 by Türkiye Klinikleri.