Kur’ân Hükümlerinin Tarihsel Olduğu İddiası Üzerine
Yükleniyor...
Dosyalar
Tarih
2023
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
info:eu-repo/semantics/openAccess
Özet
Batıda reform, hümanizm ve bilimsel gelişmeler etkisiyle kutsal kitabın yorumu kilisenin tekelinden çıkmaya ve ortaya çıkan yeni bilimsel eleştiri yöntemlerinin süzgecinden geçirilmeye başlanmıştı. Şüphesiz ki o dönemde ses getiren ve konuyla ilgili yapılacak daha geniş çalışmalara zemin hazırlayan eleştiri yöntemlerinden biri de tarihsellik yöntemiydi. İslam dünyasındaki tarihselciler, batıda kutsal kitaba uygulanan tarihsellik yöntemini Kur’ân’a da uygulamayı istediler. Bu yöntem, batının tarihte var olan her şeyi insanın bir ürünü kabul etmesi anlayışına dayanmaktaydı. Dolayısıyla tarihselciler, bu yöntemi Kur’ân’a uygulayabilmek için onun bir beşer-kültür ürünü olduğunu söylemek zorunda kaldılar. Kur’ân’ın bir beşer ürünü olması ise onun içerdiği hükümlerin de beşere ait hükümler gibi kusurlu-geçici olmasını gerekli kılar. Bu bağlamda tarihselciler, Kur’ân ilkelerinin esas alınarak tikel hükümlerin değiştirilmesi/güncellenmesi gerektiğini iddia ettiler. Onlar Kur’ân hükümlerinin nüzul sebeplerine bağlı olduğunu ve bu sebeplerin ortadan kalkmasıyla hükümlerin de ortadan kalktığını öne sürdüler. Tarihselcilere göre Kur’ân hükümleri, belirli bir dönemde ilgili toplumun ihtiyaçlarına uygun bir şekilde inmiştir. Ancak sosyal, siyasal ve ekonomik vb. alanlarda meydana gelen gelişmeler nedeniyle artık bu hükümler geçerliliğini ve uygunluğunu yitirmiştir. Dolayısıyla Kur’ân’ın temel prensipleri doğrultusunda gözden geçirilmeleri gerekir. Bu makalede söz konusu iddia, “Kur’ân’ın hâkimiyet anlayışı” ve “Kur’ân hükümlerinin yapısı” temelinde Kur’ân perspektifi açısından incelenmiştir. Sonuçta bu güncelleme iddiasının, Kur’ân’ın ifadesiyle bir tahrif olduğu ve işin özünde İslam’ın ilkeleriyle çelişmesi hasebiyle temelden çürük olduğu anlaşılmıştır. Zira Kur’ân’a göre uhrevi ve dünyevi hâkimiyet bütünüyle Allah Teâlâ’ya aittir. Tikel hükümlerin vazedilmesi de bunun kapsamına girmektedir. Ortada yalnızca iki hükümden söz edilebilir: Allah’ın hükmü ve cahiliyye hükmü. Allah Teâlâ, ilahi ilkelere uygun olsun veya olmasın, kendisinin vazettiği tikel hükümlerin dışındaki hükümleri “cahiliyye hükümleri” olarak vasfetmiştir. Ayrıca Yahudilerin Tevrât’ta geçen recm cezasını “kırbaç ve teşhir” cezasıyla değiştirmelerini “tahrif” olarak nitelemiştir. Hâlbuki kırbaç ve teşhir cezası, zinanın cezayı gerektiren bir suç olduğu ilkesiyle uyumluydu. Bu durum, mutlak bir şekilde vazedilen ilahi tikel hükümlerin değişiminin “tahrif ve cahiliyye hükmü” olarak nitelenmesinde ilkesel uygunluğa itibar edilmediğini göstermektedir. Bunun yanı sıra tarihselcilerin ilahi tikel hükümlerin güncellenmesi isteklerinin Kur’ân’ın hâkimiyet anlayışına aykırı olduğuna delalet eder. Ayrıca tarihselcilerin bu iddiası, “yasama Allah’a aittir/?? ????? ??? ” ilkesiyle çelişmesi hasebiyle temelden çürük olmaktadır. Kur’ân hükümleri yapısal açıdan incelendiğinde onların insanın fıtratını esas aldıkları ve adalet bakımından en üst seviyede oldukları görülür. İnsan fıtratının değişmemesi, ona bağlı hükümlerin de değişmemesini gerektirir. İlahi hükümlerin adaletin zirvesinde olmaları, onlarda yapılacak herhangi bir değişikliğin onları adaletin zirvesinden uzaklaştırmasını icap eder. “Zamanın değişmesiyle hükümlerin değişebileceği yadsınamaz” kuralında sözü edilen değişim ise ilahi tikel hükümler için değil örfe, maslahata ve yöneticinin kararına dayanan içtihadi hükümler için geçerlidir. Vahyin, inişi sırasında Arap toplumunun kültürünü dikkate almış olması, hükümlerin bu kültürün etkisi altında kaldığını göstermez. Bilakis Allah Teâlâ, Arap toplumunun varlığından uzun bir zaman önce indireceği hükümleri belirlemiş ve uygun zamanı geldiğinde onları teşri etmiştir. Dolayısıyla ilahi hükümlerin varlığı, nüzul sırasında meydana gelen olaylara bağlı olmayıp bu olaylar sadece hükmün insanlara bildirme vaktini belirlemektedirler. Şâri‘, gözettiği hikmetler gereği bu olayları sadece bir araç olarak kullanmıştır. Bu nedenle hükümler bakımından sebebin hususiliğine değil, lafzın genelliğine itibar edilmelidir.
Açıklama
Anahtar Kelimeler
Kur’ân, İlke, Hüküm, Tarihsellik, Cahiliyye, Tahrif.
Kaynak
Bingöl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
WoS Q Değeri
Scopus Q Değeri
Cilt
Sayı
21